Antik Roma ve Yunan dönemlerinde gelinler genellikle kırmızı, mor veya mavi gibi canlı renklerde kıyafetler giyerdi; bu renkler saflıktan çok zenginliği ve statüyü temsil ederdi. Orta Çağ’da ise gelinlikler gelinin ailesinin sosyal konumunu yansıtırdı. Soylular gösterişli kumaşlar ve canlı renklerle donatılmış kıyafetler giyerken, beyaz renk yaygın değildi. Rönesans ve Barok dönemlerinde gelinlikler daha da detaylı ve katmanlı hale geldi; bu dönemde mavi renk, özellikle dini anlamda saflığı temsil ettiği için tercih edilirdi.
Bugünkü anlamda beyaz gelinliğin yaygınlaşması ise 1840 yılında İngiltere Kraliçesi Victoria’nın Prens Albert ile evliliği sırasında beyaz bir gelinlik giymesiyle başladı. Bu tercih, batı dünyasında büyük etki yaratarak beyaz gelinliğin saflık ve masumiyet sembolü haline gelmesine neden oldu. 20. yüzyılda gelinlik modası hızla değişti. 1920’lerde kısa ve düz kesimli modeller öne çıkarken, 1950’lerde Hollywood etkisiyle kabarık prenses modeller popüler oldu. 1970’lerde daha sade ve bohem stiller tercih edilirken, 1990’lar ve 2000’lerde gösterişli, taşlı, straplez modeller ön plandaydı.
yüzyıla gelindiğinde ise gelinlik tarzları oldukça çeşitlendi. Minimalist, vintage, etnik hatta pantolonlu gelinlik modelleri tercih edilebiliyor. Beyaz hâlâ en çok tercih edilen renk olsa da şampanya, pudra ve pastel tonlar da yaygınlaştı. Günümüzde gelinlik sadece saflık sembolü değil, aynı zamanda kişisel stilin bir ifadesi haline gelmiştir.

